mercredi 15 mai 2013

Ses Mains



An other poem by me in the new ISSUE II of THOSE THAT THIS

here you can read it : SES MAINS 




My cat Rezzak !

Çünkü Edmée hastalığının geҫmesini istemiyordu




Artık o koruyu ne görmek ne  düşünmek istiyordu. Depodan başlayarak dal budak salan ve toprağı sulayan kanallara bakmak da gelmiyordu iҫinden. Ama durmadan hep bunları düşünüyordu. Belki hastalığı da bu sayede geҫmiyordu. Çünkü Edmée hastalığının geҫmesini istemiyordu. Iyi olmaktan, ev halkının arasına yeniden katılmaktan ҫekiniyordu. Köşesinde, yatağında, odasında herkesten uzak yaşamak hoşuna gidiyordu. Yavaş yavaş kendine göre bir hava yaratmıştı odasında. Küҫücük bir şeyle avunabiliyordu. Yatağına uzanınca, duvar kağıdının başının biraz üstüne rastlayan ҫiҫeği öteki ҫiҫekler gibi değildi sözgelimi, fazladan kırmızı bir lekesi vardı.

Kanaldaki Ev
Georges Simenon



photo by me - Paris 2008 - around Sacré-Coeur


//


//

samedi 11 mai 2013

Cet amour est le décor de leur vie



Ils s'adorent 


Quand elle dort, il lui sourit

Et quand elle vit
C'est lui qui fait le mort
Il la mord, alors elle rit
Et leur décor est le décor de leur lit
Quand elle sort, il reste au lit
Et quand il lit
Elle fait celle qui dort
Elle s'endort au creux de lui
Et son corps devient son corps à lui aussi

Ils s'adorent

Ils disent qu'ils s'aimeront à
La vie à la mort
Ils s'adorent

Ils s'adorent

Ils disent qu'ils s'aimeront à
La vie à la mort
Ils s'adorent

Corps à corps, ils se réveillent

Et oublient tout d'la veille
Et s'aiment encore
Ils sont forts ils sont pareils
Et leur carte du cœur sur leur amour veille
Bouche d'or bouche de miel
Elle ferme le ciel
Et tire le store
Elle se tord, ils s'émerveillent
Et perdent le peu le nord, perdent le sommeil

Ils s'adorent

Ils disent qu'ils s'aimeront à
La vie à la mort
Ils s'adorent

Ils s'adorent

Ils disent qu'ils s'aimeront à
La vie à la mort
Ils s'adorent

Ils se croisent sans faire de bruit

Elle crie des mots
Sans faire de phrases
Il la garde, elle lui sourit
Et cet amour est le décor de leur vie

Ils s'adorent

Ils disent qu'ils s'aimeront à
La vie à la mort
Ils s'adorent

Ils s'adorent

Ils disent qu'ils s'aimeront à
La vie à la mort
Ils s'adorent.

Enzo Enzo 








Saint-Sébastien - Espagne 
photo by Y. Q. 

Ils vivaient ensemble et c'était tout


Et il y avait dix-huit ans qu'il prenait ses repas à heure fixe, sur une nappe propre, dans une maison bien tenue, dix-huit ans qu'il partait le matin avec sa serviette et son chapeau melon. Il avait même des enfants! Il n'aimait pas beaucoup Antoine, qui était plutôt laid et d'une intelligence médiocre, mais il regardait Hélène avec plaisir. Seulement, il ne la connaissait guère. Il ne parlait pas beaucoup et on ne lui parlait pas davantage. Dès les premiers jours de son mariage, l'habitude avait été prise, tout naturellement. Sa femme et lui dormaient dans le même lit. Il lui disait: - J'ai deux nouvelles leçons particulières. Ou bien elle annonçait: - J'ai commandé du linoléum pour la salle de bains. Ils vivaient ensemble et c'était tout. 

L'évadé 
Georges Simenon 







Saint-Sébastien - Espagne
photo by Y.Q.

//
//






mardi 30 avril 2013

bu görünüşünün altında bir kadın yatıp yatmadığını merak ediyordu!




Ama sormak istediği tam olarak bu değildi. Kız onu etkiliyordu, hele şimdi odasını gördükten sonra. Esrarengiz bir heykel gibi onu etkiliyordu. Cazibesiz etinin daha önce hiç titreyip titremediğini ; fedakâr bir kız kardeşten, örnek bir kız evlattan, bir ev hanımndan, bir Peeters’ten başka bir şey olup olmadığını ; nihayet, bu görünüşünün altında bir kadın yatıp yatmadığını merak ediyordu!
O ise bakışlarını kaçırmıyordu. Saklamaya çalışmıyordu. Yüz hatlarını oldugu kadar, vücut hatlarını da incelediğini hissetmiş olmalıydı, ama hiç ürpermemişti.

Flamanların Evinde
Georges Simenon 

//


//




Le Grand Palais - Paris 2012
photo by çınla

samedi 27 avril 2013

Bana kedinden ҫok senden sözetti (Haritasız Kentler 1)




Bana kedinden ҫok senden sözetti. Ben ona henüz hiҫbir şey sormamışken. Ona uzandığımda elim onun iҫinden geҫti, sanki sana dokundum, arkasındaki. Gülümsedin. Farketmedi. Seni merak etmeye başladım, merak ettikҫe seni düşünmeye, seni düşündükҫe seni sevmeye, sevdikҫe sana sığınmaya, sana sığındıkҫa -senden habersiz, senden korkmaya, korktukҫa senden kaҫmaya. Anlatamadım ona ҫünkü onu göremiyordum artık. Ona uzanmamaya başladım, dolayısıyla elim onun iҫinden geҫip arkasındaki sana dokunamamaya başladı. O bana hala senden sözediyordu. Ne yapmam gerektiğini bilemez halde beklemeye  başladım. Beklemek iyi geldi.

Binnaz Bulut

Haritasız Kentler 




Adatepe Koyu 

//


//

mardi 19 mars 2013

Bir duvar nasıl ses çıkarırsa işte onu duymak için



Paris 2013 
Rue du Chat qui Pèche  
Quartier Latin 
photo by Isil Erol


//


//

Duvardaki Su


yürüyüş iyi gelir
oturur biraz, dinlenir gibi
duvarları dinler
bir duvar nasıl ses çıkarırsa
işte onu duymak için


            gençken neler yapardı
            günleri birbirine eklerdi
            biri birine benzemezdi hiç
            kentler geçerdi hayatının içinden
            giderdi, geçer giderdi


ayaǧa kalkar
birşey arar, bulur
birşey daha arar
bulur onu da
diǧer odaya geçerken tam
birden görür
duvarda çarptıgı yerden
ince bir su sızar


    yaklaşır ve dokunur suya
    soǧuk. başka- o kadar.
    kafası hızasında çatlak
    üç gün, beş gün, on gün
    bekler. su usulca akarken
    bir yıl bir hafta bir gün

            
            eskiden bekleyemezdi
            bilmek isterdi hemen
            sorardı ısrarla tekrar
            cevapları bulana dek
            sanki acelesi vardı


birgün karar verir
başlar kazmaya çatlaǧı
aynı incecik, soǧuk
tam çarptıgı yerden
su devam eder gelmeye
kazdıkça kazar
     
      o günleri düşünürdü
         geçmişi anar dururdu 

         şimdi onu çaǧırsalar
         hep geçmişten gelirdi
         bazen geç gelirdi
         onu çaǧıranlar
         çoktan gitmiş olurdu
  
        
kazdıkça uzar tünel
yol boyu suyu dinler
duvarın içinden geçer,
gider, geçer gider
su bir iplik gibi uzar
kopmaz, devam eder,
duvardaki suyu izler


Çınla Akdere
28 Aǧustos 2009
   Paris



Aksam gozlu esmer




Annem agustos sonlarinda bana okula bir mektup yazmisti,bir yerinde laf arasinda soyle diyordu: "Buraya cok garip bir adama geldi." Bir sonraki mektubunda da soyle diyordu: "O garip adamain adi Bayardo San Roman; herkes onun cok hos biri oldugunu soyluyor ama ben onu daha gormedim." Hic kimse onun kasabaya ne yapmaya geldigini bir turlu ogrenememisti. Dugunden kisa bir sure once, bunu ona sorma istegine karsi koyamayan birine su yaniti vermisti: "Koyden koye dolasarak evlenecek birini ariyorum." Bu dogru olabilirdi; ama daha baska bir yanit da verebilirdi, cunku oyle bir konusma tarzi vardi ki, bir sey soylemekten cok, gizlemeye yariyor gibiydi. 

Kirmizi Pazartesi 
Gabriel Garcia Marquez 


//
//

dimanche 17 mars 2013

Kimseler aşık değilmi bu şehirde?







photo by Anna Knight

ADA 


Bir kıyıdan baktım dünyaya

Ellerimde tuz avcumda sedef avcumda sedef

Bir mavilik bir açıklık özgürlük hasreti yüreğime vuruyor

Nerede nerde insanlar


Dünyayı güzellik kurtaracak 

Bir insanı sevmekle başlayacak herşey



O üzüntü birden gelir 

Yağmurlu havalrda havalarda

Yeniden kurarım ben dünyayı
Kederlerden Kederlerden
Kimseler aşık değilmi Bu şehirde



Dünyayı güzellik kurtaracak 

Bir insanı sevmekle başlayacak herşey



Hava martılar

Işıklı şehir sarhoş ediyor beni

Yosun kokusu hilesiz kucaklamak istiyorum
Kucaklamak dünyayı şehri ve seni



Dünyayı güzellik kurtaracak 

Bir insanı sevmekle başlayacak herşey


Zulfu Livaneli 
Ada

Optu beni







Istanbul - Princes' Islands - 
December 2010 
photos by Clément P.

...

5

Sarılıp yatmak mümkün değil bende senden kalan hayâle.
Halbuki sen orda, şehrimde gerçekten varsın etinle kemiğinle
ve balından mahrum edildiğim kırmızı ağzın, kocaman gözlerin gerçekten var
ve âsi bir su gibi teslim oluşun ve beyazlığın ki dokunamıyorum bile...
 

6
Öptü beni : «— Bunlar, kâinat gibi gerçek dudaklardır,» — dedi.
«Bu ıtır senin icâdın değil, saçlarımdan uçan bahardır,» — dedi.
«İster gökyüzünde seyret, ister gözlerimde :
«körler onları görmese de, yıldızlar vardır,» — dedi...
 

...

Nazim Hikmet Ran 

Rubailer 
Birinci Bolum
1945-46


//


//

mardi 5 mars 2013

Yildizlara bakmam gerek



Yildizli guzel gecelerde, Bay Palomar, soyle diyor: - Gidip, yildizlara bakmam gerek-. Gercekten de: - gerek, diyor, cunku savurganligin her turlusunden tiksiniyor ve elinin altindaki bunca yildizi bosa harcamanin dogru olmadigini dusunuyor. "Gerek", diyor, cunku yildizlara nasil bakilmasi konusunda fazla deneyimi yok, bu siradan eylem, hep belirli bir caba harcanmasini gerektiriyor. Ilk zorluk, bakisinin hicbir engelle karsilasmaksizin ve elektrik isiginca rahatsiz edilmeksizin, gokkubbenin tumunu kavrayabilecegi bir yer bulmak: Ornegin cok alcak bir kiyida issiz bir kumsal. Zorunlu bir baska kosul da yanina bir gokyuzu haritasi almak, harita olmayinca, neye baktigini anlayamiyor: ama ikide bir haritayi nasil yonlendirecegini unutuyor, once, oturup yarim saat haritayi incelemesi gerekiyor. Karanlikta haritayi gorebilmek icin bir de el feneri tasimasi gerek. Gokyuzu ile harita arasinda, sik sik yapilan karsilastirmalar, feneri yakip sondurmesini zorunlu kiliyor ve bu isiktan karanliga gecislerde, hep gozleri kamasiyor, her seferinde gorusunu yeniden ayarlamasi gerekiyor.

Bay Palomar

Italo Calvino





(photos by me - Alacati - Izmir - 2012) 



//





//

jeudi 28 février 2013

L’homme en ‘trench-coat’ ressemblait au Leton et n’y ressemblait pas / Bu yagmurluklu adam Letonya'liya hem benziyor hem de benzemiyordu

Car l’homme en ‘trench-coat’ ressemblait au Leton et n’y ressemblait pas ! Même taille : un mètre soixante-huit environ. A la rigueur, on pouvait lui donner le même âge, bien que, vêtu comme il l’était, il parût plutôt vingt-six ans que trente-deux. Rien n’empêchait qu’il fut l’original du ‘portrait parlé’ que Maigret savait par cœur et dont il avait le texte en poche. Et pourtant, c’était un autre homme ! Les yeux, par exemple, avaient une expression plus floue, nostalgique. Le gris en était plus clair, comme si les prunelles eussent été plus clair, comme si les prunelles eussent été délayées par la pluie. 
 
Georges Simenon

Pietr-Le-Leton


Bu yagmurluklu adam Letonya'liya hem benziyor hem de benzemiyordu. Ayni boydaydi; asagi yukari bir altmis sekiz. Ilk bakista, onu otuz iki yerine yirmi alti yasinda gosteren giyim tarzina ragmen ayni yasta oldugu soylenebilirdi. Bu kisi Maigret'nin ezbere bildigi ve cebinde yazili olarak tasidigi sozde eskaldek asil kisi olabilirdi. Ama yine de bu baska biriydi! Ornegin gozlerinde daha bulanik ve nostaljik bir hava vardi. Sanki yagmurda gozbebekleri sulanmis gibi, gri rengi daha acikti. 


Georges Simenon
Letonyali Pietr 






/


/




(Turkey - photo by me - 2010)

dimanche 17 février 2013

Tanimlayamadigim, bir ad veremedigim duygular yuzunden ne kadar uzulmustuk



Alacati - Izmir - 2012 
(photo by me)


Tanimlayamadigim, bir ad veremedigim duygular yuzunden ne kadar uzulmustuk. Egildi, bir avuc resim aldi yerden: Bu resim cekilmeden once, nasil hic yoktan bir mesele cikarmistim, sonra da yuruyup gitmistim. Sonra ne olmustu? Sonra... buradasin ya... bu evde. Demek sonra hicbir sey olmadi onunla ilgili. Ne kotu, ne de iyi bir sey: demek ki hicbir sey. Ama bunu hissetmedim, geçisler oyle sezdirmeden oldu ki... Hayir, dusuncelerin karisti; basit anlamiyla sozlerin... Bununla ne ilgisi var? Fakat ben... ondan kacarken, nasil oldu da birden basimi cevirip bu resmi cektirdim? Hep boyle mi durdum resimlerde? Yuksekce bir yere oturdu, basini ellerinin arasina alip dusunmege basladi. Onun da yuzu kim bilir nasildi? Herhalde ben sucluyum; resim cekilirken degil... belki o sirada hakliydim, muhakkak hakliydim. Cok daha once... cok daha once. 


Oguz Atay 
Korkuyu Beklerken 

//







//

dimanche 3 février 2013

DIYALOGLAR I




A new online art journal, "THOSE THAT THIS" is born!

Thanks to Malik Ameer Crumpler so thank him! 


A poem by me is in it, in turkish : 


DIYALOGLAR I  






métro


montmartre


beaubourg - devant Centre Pompidou
photos by me


// 


//

dimanche 30 septembre 2012

Vous devez exclure de votre vocabulaire le mot Imagination

En toutes choses, vous devez vous régler, vous laisser diriger par les faits. Nous espérons avoir avant longtemps un Comité des faits, composé de commissaires des faits, qui forceront les gens à ne considérer que les faits et rien que les faits. Vous devez exclure de votre vocabulaire le mot Imagination. Vous n'avez rien à en faire. Vous ne devez en avoir dans aucun objet usuel, dans aucun ornement, ce qui serait, en fait, une contradiction. En fait, vous ne marchez pas sur les fleurs; on ne peut donc vous autoriser à marcher sur les fleurs d'un tapis. Vous ne voyez pas des oiseaux et des papillons étrangers venir se percher sur vos faïences; on ne peut donc vous permettre de peindre des oiseaux et des papillons étrangers sur vos faïences. Vous ne rencontrez jamais de quadrupèdes montant et descendant sur les murs, aussi ne devez-vous pas avoir de quadrupèdes représentés sur vos murs. A toutes ces fins vous devez utiliser des combinaisons et des arrangements (en couleurs primaires) de figures mathématiques dont il es possible de fournir la preuve et de faire une démonstration. Telle est la nouvelle découverte. C'est là un fait. C'est là le gout. 
La fillette fit la révérence et s'assit. Elle était très jeune et paraissait effrayée des perspectives prosaïques qui lui offrait le monde. 

Charles Dickens
Temps Difficiles  




















me in Hagia Sophia



il faut le risque d'une impossibilité


J'ignorais si elles ne devaient pas partir pour l'Amérique ou rentrer à Paris. Cela suffisait pour me faire commencer à les aimer. On peut avoir du goût pour une personne. Mais pour déchaîner cette tristesse, ce sentiment de l'irréparable, ces angoisses qui préparent l'amour, il faut le risque d'une impossibilité.

Marcel Proust
A la recherche du temps perdu
A l'ombre des jeunes filles en fleurs


Istanbul by day - photo by me


Istanbul by night - photo by me

// 


// 

vendredi 6 juillet 2012

Bir kipirdayabilse tekrar yasayacakti









Ter icinde uyandi. Gorunmeyen iplerle baglandigi yataktan kendini ayirmak icin, ona dayanilmaz ve umitsiz gelen bir cirpinma, bir hayata donme istegiyle kivraniyordu; ya da kivrandigini saniyordu. Gene icinde bir yer, bir duygu, kendini butunuyle birakmasina engel oluyordu. Bir kipirdayabilse tekrar yasayacakti. Birden, bir olustan baska bir olusa gecmenin olculemeyen suresi icinde kendine geldi. Hicbir sey dusunemedi. Gunes odayi doldurmustu. Goz ucuyla yanina bakti: karisi kalkmisti. Yari aralik kapidan cocuklarinin sesleri geliyordu. Bu sesler ve odayi kaplayan gunes, onu yavas yavas isitti. Ne olduklari pek anlasilmayan, fakat hayat ait sesler, ruyanin verdigi katiligi yumusatti. Yattigi yerden dogruldu, henuz baska bir ulkenin kolayca kirilabilen bir varligi olmanin endisesiyle yavasca kalkti. Pencereye yaklasti, perdeyi hafifce aralayarak disari bakti: karsi evlerin Turgut'a sirtini donmus arka cepheleri: cizgilerini yumusatmayi bilememis kutleler; cirkinliklerini, ruyadan yeni uyanmis bir insana, sadece var olmalariyla unutturan gercek hacimler... Turgut, butun bunlari o sirada mu dusundu yoksa sonradan, o ani hatirladigi zaman, oyle dusundugunu mu sandi? Bilemedi: cunku o zaman henuz Olric yoktu. Henuz durum bugunku gibi acik ve secik, bir bakima da belirsiz degildi. Bir cumle kaldi yalniz aklinda: "Guzel bir gun ve ben yasiyorum."


Oguz Atay 
Tutunamayanlar





 a cat, alone (Split/Croatia)  
by Cinla Akdere (copyright)



 a cat, alone 2(Split/Croatia) 
by Cinla Akdere (copyright)


                 a dog, alone 1 (Split /Croatia) 
                   by Cinla Akdere (copyright)


                a dog, alone 2 (Split /Croatia) 
                  by Cinla Akdere (copyright)