jeudi 19 avril 2012

Yalniz duslerinde beraber oldugu, dus kisisi bir sevgilisi vardi



Son sinifta, Berni'nin Meli'den gizli, yalniz duslerinde beraber oldugu, dus kisisi bir sevgilisi vardi. Ona uzun uzun yaziyordu:


"Dun edebiyat dersinde Sembolistleri okuduk. Cok duygulandim. Aksam Mahir amcaya anlattim. Bize Almanca siirler okudu. Ben hep seni dusunuyordum. Gece yarisiydi. Sen bir parmakliga dayanmis, denizi seyrediyordun. Sigaran, tipki bizim Prenses Rozalya'nin -idare lambamizin adini Prenses Rozalya koyduk- isigi gibi yaniyordu. Buyuk kederler icindeydin, o siirlerde oldugu gibi. Ben denizde yuzerek seni kurtarmaya geliyordum... Sonra muzik yaptik. Iki uc aydir, hep Beethoven'i -dogru yazdim mi acaba? Mahir amca yanlis yazinca kiziyor cunku- anlatiyor Mahir amca. Onun plaklarini dinliyoruz. Gecen aksam ansizin bitisikteki muhendislerle, karsidaki yuzbasilar geldi. Biz hemen plaklari kaldirdik ortadan. Muhendisle Mahir amca, bir alafranga, alaturka tartismasina girdiler. Muhendis cok sinirli bir adam. Az daha kavga cikariyordu, ama Mahir Amca ona uymaz ki. Mahir amcanin dedigine bakarsan alaturkayi iyi biliyormus. Ama, Mahir amcanin da iyi bildigini gorunce sasirdi. Iyice anlayamadim sonunda kimin kazandigini. Ne diyordun evet, biz 9'uncu Senfoni'den Uygarlik Sarkisin'ni ogrendik. Neyyire hala da, artik bizimle beraber soyluyor oturdugu yerden. Mahir amca, bize goz ucuyla gosteriyor. Onun hem yun orup, hem ayagiyla tempo tutarak bir soyleyisi var, bayiliyoruz gulmekten. Guldugumuzu gorunce, "Hinzir maymunlar, hadi ordan..." diyor.


Bu aksam gene seni dusunuyorum. O Almanca siirden birini ezberleyecegim senin icin. Keske ben de Almanca okusaydim Fransizca yerine. Mahir amca bize, bazen Almanya'da gecen gunlerini anlatiyor. Cok hosumuza gidiyor. Pansiyon kaldigi evi, cocuklari, madami. Sofraya ne zaman haslanmis patates gelse, onlari aniyoruz. Bazen Mahir amca mutfaga girip bize Alman yemekleri hazirlar. Neyyire hala, "Sen orada muhendislik yerine ascilik ogrenseydin, simdi bir lokanta acar, zengin olurduk" diye saka yapiyor. Oysa bizim icimiz zengin. Gecen aksam bir filme gittik. Artistinin adini bilmiyorum. Onu sana benzettim. Ama, Meli'ye soylemedim. Hic soyler miyim? Tanri saklasin. Utanirim. 


Ha, az daha unutuyordum. Sana cok onemli bir haberim var. Bu yil -insallah takintisiz geceriz sinavlari.- liseyi bitiriyoruz ya, aman. Allahim, aklim duruyor; universite icin Istanbul'a gidecegiz. Dur bak, anlatayim. Meli'yle ben, ikimiz, tek basimiza. Once, Neyyire hala, "Olmaz oyle sey, oraya cevirtirsin isini" diyordu. Sonra Mahir amca onu kandirdi. Iyiden acikladi durumu. Biz yalniz yasamaya, hayati yakindan tanimaya alismaliymisiz. Mahir amca bize guveniyor. Iyi bir ailenin yaninda bir oda tutacak. Zaten bir yuldir carsiya alisverise gidiyoruz. Bir gun ben, bir gun Meli. Haftada birer gun de yemek pisiriyoruz. Cumartesi birimiz, pazar birimiz. Bu hafta kek yapmasini ogrendik. Oyle guzel kabardi ki... Yalniz biraz yandi. Pasta tenceresini telle ovmak isi Meli'ye dustu. Cunku o beni guldurdugu, lafa tuttugu icin yanmisti kek. Hem soylendi, hem kazidi tencereyi. Simdiden, gelecek yil icin, giyeceklerimizi dusunuyor Neyyire hala. "Kizlarimin universite ceyizi" diyor. Dusun, kendimizin olan bir odamiz olacak. Yemegimizi falan kendimiz pisirecegiz. Babam iki yil odevini Bolayir'da yapacak. Muharrem amca da Canakkale'ye gecmek icin ugrasiyormus. Emekliye ayrilinca, Izmir'e yerlesecekler. Ikisinin de, akli fikri ciftlik hayatinda. Yavuz da askeri okula girmek istiyormus. Kurmaylik derdinde o da. Ben onun doktor olmasini istiyordum oysa. Ben konservaturara girecegim. Meli edebiyatci. Fransizcaci Fransiz Filolojisi'ne girmesini salik veriyor ama, Meli istemiyor. Fransizcamiz iyi degil diye istemiyormus. Bana oyle soyledi. Meli buyuyunce romanci olacak. Ilk romanina, "Bu romani, Berni'cigime adiyorum" diye yazacak. O zaman, ben seninle coktan tanismis olurum. Tipki boyle bir evim olacak. Sobanin basinda otururup, Meli'nin romanlarini okuruz. O unlu bir kisi olarak, uzun yolculuklardan donunce, bize konuk gelir. Bircok unlu sanatciyla tanisiriz. 


Istanbul'u gorecegim icin, oyle seviniyorum ki. 


Berni masanin ustune kapanir, saatlerde yazar, yazar, tuketemezdi. Mahir amca, "Yahu Berni, neler yazarsin  boyle uzun uzun? Parmaklarin tutulacak" derdi. Berni kalemi agzina sokar, Meli'ye bakar, sizlanirdi : "N'apim, Meli duramdan okuyor. Hic benimle konusmuyor." Mahir amca, sevgiyle bakardi Meli'ye, "Sen de oku' derdi sonra. Berni omzunu silkerdi. "O roman okumuyor ki!"


Kasaptan gelen etin sarildigi gazetenin resimli romanini nasil merak ediyorsa, Molière'in yasadigi yuzyili, o zamanin insanlarini da oyle merak ediyordu Meli : "Ya! Demek yeraltinda kalmis sehirler var. Aa... ne hos! Bunlari hangi kitapta bulabilirim Mahir amca? Ah keske ben de, Almanca okumus olsaydim. Demek Beethoven sagir olmus. Ah!Ne fena. Bize hayatini okur musunnuz Mahir amca? Arabalarla mi gidilirdi Kagithane'ye? Ne guzel! Ne eglenceli! N'olur anlatir misiniz Neyyire hala..." 


Neziher Meric 
Korsan Cikmazi 



/


/

Aucun commentaire:

Enregistrer un commentaire